Bilgi Paylaşımının Artması ile Doğru Bilginin Yokoluşu Üzerine: Ekşi Sözlük Örneği

Anahtar Kelimeler: bilgi paylaşımı, iletişim, ağ toplumu, ekşi sözlük

Collins’in 1993’te ‘bilgi’yi¹ sınıflandırırken² kullandığı başlıklardan biri olan kodlanmış bilgi (Encoded Knowledge), yazılı veya görsel olarak kaydedilmiş bilgidir. Kaydedilmiş bilgi paylaşılabilir, aktarılabilir, saklanabilir haldedir. Bilgi paylaşımı için temel unsurun iletişim olduğunu kabul edersek, iletişim araçlarının artması ile bilgi paylaşımının da arttığını ve çeşitlendiğini söyleyebiliriz. Bilgi paylaşımı aynı anda ve aynı mekanda iki veya daha çok insan arasında geçen, aktaranın aktarmaya başlaması ile ortaya çıkmıştır. Önce ezberlenen hikayelerle, şiirlerle, çizimlerle sonra yazılarla devam etmiştir. Yazılar ve görseller kitaplara dönüşmüş, sözlükler, ansiklopediler üretilmiştir; telgraf, telefon, radyo, televizyon ile iletişim araçları gelişmiş ve değişmiştir. Bilgisayar ve internet teknolojisi ile yeni bir döneme girilmiş, bilgi paylaşımı siber mekanlara taşınmıştır. Artık bilgiyi aktaran ve alan kişilerin aynı zaman veya mekanda bulunmasına gerek kalmamış, zaman ve mekan kriterleri farklılaşmış, katılımcıların sayısı artmıştır.

Üretilen yeni iletişim modelleri ile farklı bilgi paylaşım yolları hayatımıza girmiş, “e-”kavramlar ortaya çıkmıştır. Sözlükler, ansiklopediler gibi bilgi aktarım ortamları, e-hayat’ta karşılıklarını bulmuştur. Forumlar, bloglar, eposta hesapları, e-sözlükler, haber siteleri vs üretilmiştir. Bir dilin kelimelerini belli bir sıra ile alarak tanımlarını yapan, açıklayan, başka dillerdeki karşılıklarını veren eser³ olarak tanımlanan sözlüklerin geleneksel tanımlarının e-halini bulabileceğimiz gibi sınırlarını aşan, farklı tanımlamalar getiren oluşumlara da ulaşabiliriz. Bu farklı oluşumlardan biri katılımcı sözlüktür ve Türkiye’deki popüler örneği ‘ekşi sözlük’tür. Ekşi sözlük; çeşitli kelimeler, kavramlar, durumlar hakkında yazarlarının doğruluğu sorgulanabilir ve doğruyu sorgulatan tanımlamalarını ve yorumlarını içeren internet sitesidir. Yaratıcısı Sedat Kapanoğlu (ssg rumuzuyla) ekşisözlük’ü aynı başlıklı entry’si ile “(…) ‘doğru’ kavramının aslında ne kadar değişken olabileceğini ve bilgiye aslında ne kadar farklı açılardan bakılabileceğini tamamen kontrolsüz bir şekilde açığa sermiş(…)” olarak nitelendirmiştir (1999)(URL-1). Yazarlarının kavram, olgu ve süreçlere ilişkin alternatif tanımları; gündem ile ilgili yorum ve değerlendirmeleri; gündem maddelerini halktan bir insan olarak ele almaları ve kamuoyunun nabzını tutmaları ile farklı bakış açılarının bir arada bulunduğu ekşi sözlük çok kültürlü bir sanal ortam ve yeni bir toplumsal yapı tanımlayan ağ toplumunun bir etkileşim biçimi ve mekanıdır (Gürel, Yakın, 2007). Bu yeni haliyle sözlük kavramı, sürekli yenilenerek güncel kalan, toplumsal konuların ve değerlerin tartışmaya açıldığı, doğru olabildiği gibi yanlış bilgi de edinebileceğimiz, öğrenmekten çok sorgulamak ve farklı fikirler edinmek için başvurduğumuz kaynak haline gelmiştir. Farklı görüş ve tanımların çokluğu ve yanlış/yalan bilgi paylaşımının artması ile bilginin doğruluğuna olan güven sarsılmış; önce doğru bilgiye ulaşma kaygısına, ardından elde edilen her bilginin doğruluğunun sorgulanmasına, bilgiye şüphe ile yaklaşma refleksine; hatta doğru bilginin yokluğu hissine yol açmıştır.

Ekşi sözlük ve benzeri oluşumların sözlük kavramının sınırlarını zorlaması gibi siber mekanda artan bilgi, bilgi kaynakları ve bilgiyi paylaşma biçimlerine dair birçok düşünce kalıbının da süreçle farklılaşmaya devam etmesi beklenir. Eski çağlarda bilgi paylaşımının önündeki engel, paylaşım ortamının ve araçlarının kısıtlılığı iken; 21.yy’da siber mekanlarla bu ortamlar ve araçlar artmıştır. Sonrasında başlıca engellerden biri paylaşım ortamının ve katılımcılarının kendisi haline gelmiştir. Kısıtsız / az kısıtlı bilgi paylaşma hakkı ile doğru olmayan bilgiler ve kesinliği belli olmayan durumlardaki kesin yargılar doğru bilgiye ulaşmayı zorlaştırmış, ‘ayıklama’ gerekliliğini ortaya çıkarmıştır. Paylaşımın ve bilginin çokluğunun ardından artık “doğru bilgiye ulaşmanın zorluğu” görüşünün “edinilen bilginin doğruluğunun her koşulda sorguya açık olduğu” görüşüne evrildiğini söyleyebiliriz.

 

¹ Bilgi : 1. (knowledge) Bireylerin öğrenme, araştırma veya gözlem yolu ile çaba sarfederek elde ettiği olgular. 2. (information) Bireylerin herhangi bir çaba sarfetmeksizin ulaştığı dışardan verilen olgular (TDK).
² Bu sınıflandırma; Beyinleştirilmiş Bilgi (Embrained Knowledge) Vucütlaşmış Bilgi ( Embodied Knowledge) Kültürleştirilmiş Bilgi (Encultured Knowledge) Kodlanmış Bilgi (Encoded Knowledge) şeklindedir. 1995te Blackler bu sınıflandırmaya Gömülmüş Bilgi’yi (Embedded Knowledge) ekler.
³ TDK

 

Bu metin, İTÜ Mimari Tasarım Yüksek Lisans Programı 2017-2018 Güz Yarıyılında Doç. Dr. Meltem Aksoy & Doç. Dr. Nurbin Paker tarafından yürütülen MTS 537 Mimari Tasarım Süreçleri ve Etkileşimleri dersi bağlamında üretilmiştir. Dönem seminerleri kapsamında, 20 Kasım 2017 tarihinde Ethem Gürer’in seminerinden yola çıkılarak kurgulanmıştır.

 

KAYNAKÇA

  • Canary, H. E., McPhee, R. (2011)D.Communication and Organizational Knowledge: Contemporary Issues for Theory and Practice, New York .
  • Demirel, Y., Seçkin, Z.(2008) Bilgi Ve Bilgi Paylaşımının Yenilikçilik Üzerine Etkileri, Ç.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Cilt 17, Sayı 1, Adana.
  • Gürel, E., Yakın M. (2007) Ekşi Sözlük: Postmodern Elektronik Kültür, Selçuk Üniversitesi İletişim Fakültesi Akademik Dergisi, Cilt 4, Sayı 4, Konya.
  • URL-1. <https://eksisozluk.com/eksi-sozluk–31966&gt; erişim tarihi: 30.11.2017
Advertisements

Mimaride Form Ve Malzeme İlişkileri Üzerine

Anahtar Kelimeler: Malzeme / Malzeme Bilgisi / Form-Malzeme İlişkisi / Tasarım Nesnesi

Mimarlık, tasarımın önemli bir bileşeni olan malzemeyle doğrudan ilişkili olmuşdir. Tasarım fikri ve kavramsal boyutu dışında, bir tasarım projesinin nesnel özü, kullanılan malzemelerdir. Mimari anlamda, fikri geliştirmek ve ifade etmek için kullanılan her türlü yöntem (çizim, maket, modelleme) de aslında, bu araçların ifade ettiği formlara dolan malzemeler demektir. Mimarlık uygulamasında ve onu çevreleyen kavramsal söylemlerde bahsedilen formlar ve mekanlar, maddesel ya da soyut var oluşlarını malzemeye borçludur. Bu bağlamda, formun hizmetindeki malzeme, aynı zamanda formun ön koşuludur.

Mimaride biçim (form) ve madde (malzeme) ayrılığı daimi bir tartışma konusudur. Malzemenin, maddeselliğiyle var oluşu, ikincil statüsü, ona belli bir görünmezlik kazandırmış, bu yönüyle form karşısındaki durumunu tartışmalı hale getirmiştir. Platon’un formlar teorisinde, saf bir formun maddi olarak gerçekleşmesi her zaman kusurludur ve bozulmuştur. Kusursuz form, yalnızca maddenin (bu tartışma ekseninde malzemenin) etkisiz kaldığı ideal alanda var olabilir. Bu bakış açısına göre malzeme, formun hizmetindedir ancak formu belirlemez. Maddenin oluşturduğu durumlar (eskime, bozulma,yaşlanma vb.), aynı nedenden göz ardı edilir.

İnşaat malzemeleri binlerce yıllık uzun bir geçmişe sahip olmasına karşın, malzemenin tasarım kurgusundaki yeri zamanla değişim göstermektedir. Varolan malzemeden tasarlayan mimarlık, zamanla değişerek, önce tasarımına göre malzeme üretmeye başlamış, ardından malzemeylesiyle form alabilen mimarlığa evrilmiştir. Formun tasarımdaki ayrıcalıklı konumu, malzeme bilgisinin evrilmesi ve malzeme tasarımının ön plana çıkmasıyla sarsılmış, estetik form arayışı kendini yenilikçi malzemenin kendine has form denemelerine bırakmıştır. Bu durum, tasarımda her zamanki hiyerarşinin tersine çevirildiği ve malzemeyi form üzerinden değerlendirebilmeyi mümkün kılan malzeme bilgisine ulaşıldığının göstergesidir. Salt forma dayalı mimarlığın sorgulandığı, çevresel kaygıların arttığı ve ilginin yenilikçi teknolojilere kaydığı dönemde, bu arayışların malzeme üzerinden gerçekleşmesi olağandır. Mimari elemanların teknolojisinde olduğu gibi, malzemelerin teknolojisindeki gelişmeler de, binlerce yıllık malzeme bilgi birikimini tekrar ele alarak, form malzeme ilişkisinin yeniden irdelenmesine olanak vermiştir.

Bu metin, İTÜ Mimari Tasarım Yüksek Lisans Programı 2017-2018 güz döneminde Doç. Dr. Meltem Aksoy ve Doç.Dr. Nurbin Paker tarafından yürütülen Mimari Tasarım Süreçleri ve Etkileşimleri dersi kapsamında 20 Kasım 2017 tarihinde gerçekleşen Ethem Gürer’in “Bilgi Teknolojileri” isimli seminerinden yola çıkılarak üretilmiştir.

KAYNAKLAR:

Thomas, K. L. (2007), Material Matters: Architecture and Material Practice, Routledge

URL: https://www.archdaily.com/476252/infographic-materials-in-architecture-a-history
Son Erişim: 28.11.2017

Sınıflama Mantığı, Mantığın Dönüşümü

anahtar sözcükler: insan ve çevre, sınıflandırma, klasik mantık, bulanık mantık

“To classify is human. / Sınıflamak insana ilişkindir.”  (Bowker, Star, 2000)

İnsanlar çevrelerindeki somut nesneleri ve soyut kavramları sınıflayarak öğrenmekte, onlar hakkında bilgi sahibi olmakta, doğayı ve toplumu anlamakta, bireysel ve toplumsal yaşamlarını buna göre düzenlemektedirler (Tonta, 2012). Şeyler arasında kurulan ilişki, şeye dair bilginin üretimi için temel oluşturmakta, varlıklar birbirleri üzerinden birer tanıma kavuşmaktadırlar. İnsanoğlunu diğer canlılardan ayıran bu sınıflandırma yetisi, mantık yönüyle ilkçağlardan bugüne tartışılagelmiş, farklı dönemlerde farklı düşünürler sınıflandırma anlayışının mantığını kendi çağlarının gerekleri, düşünce yapısı ve doğa-çevre kavrayışı çerçevesinde değerlendirmiş, açılımlar getirmeye çalışmıştır. Bunlardan en önemlisi Aristoteles’in klasik mantık anlayışıdır. Klasik görüşe göre, şeyler ancak ve ancak belli ortak özelliklere sahipse aynı kategoridedirler, kategoriler birbirini dışlayacak biçimde ve eksiksiz olarak açıkça tanımlanabilirler ve her varlık önerilen kategorilerden sadece biri altında yer alabilir (Tonta, 2012).

Varlıkları katı bir anlayışla tasnif eden ve üçüncü bir halin olabilirliğini ortadan kaldıran Aristocu klasik mantık anlayışına tarih boyunca çokça eleştiri yöneltilmiştir. Başta İbn Teymiyye, İbn Haldun gibi Ortaçağ İslam düşünürleri, ardından da R. Descartes, F. Bacon, B. Russell, A. Comte , L. Wittgenstein gibi aydınlanma düşünürleri de bu anlayışa sıkı biçimde karşı çıkmışlardır. (Vural, 2002) Eleştirilerin temel odağı ise sınıflandırmanın nesneyi katı sınırlar çizerek tanımlaması, yeni ilişki ağlarının kurulmasında ve gelişen teknoloji ile ortaya çıkan kavramların sınıflandırılmasında yetersiz kalmasıdır. Tarih boyunca klasik mantığa yöneltilen eleştiriler varlıkların sınıflandırılma pratiğini daha bulanık sistemler üzerinden kurulan bir sisteme çekmiş, bulanık mantık[1] kavramı ortaya çıkmıştır. Diderot ve D’alembert oluşturdukları ansiklopedide Aristocu tasnif anlayışını tersine çeviren, bilginin ona ait kavramlar üzerinden çağrılabildiği ve kategorilerden ziyade ilişkiler üzerinden tanımlanan bir sınıflandırma pratiği üretmişlerdir. [2]

Günümüz perspektifinden bakıldığında, ucu bucağı olmayan bir bilgi havuzunda bilginin sınıflandırılması, havuz içinden seçilmesi, birbirleri ile ilişkilerinin tanımlanması internet örneği üzerinden kolaylıkla anlaşılabilir. Sayısız bilginin bulunduğu internet dünyasında, bir bilgi ona ait anahtar sözcükler veya onla ilgili kavramlar üzerinden kolaylıkla bulunabilmekte; Tonta’ya göre (2012) sınıflandırma pratiği kategorilerden ziyade anma, duyarlık ve ilgililik gibi muğlaklık içeren kavramlar üzerinden tanımlanabilmektedir. Bilginin ve varlığın tasnifinde ortaya çıkan farklılaşmalar aynı zamanda bilginin karakterini ve üretimini farklılaştırmakta; “insana ilişkin” olan sınıflama pratiğinin dönüşümü, insanın çevresiyle kurduğu etkileşimi  ve anlama, öğrenme, keşfetme pratiklerini de dönüştürmektedir.

DİPNOTLAR:

[1] Bulanık mantık (fuzzy logic) , Aristo mantığının karşıtı olarak tanımlanan, kesin iki yargıdan (0 ve 1) birine sahip olmak  dışında, iki yargı arasında (0 ve 1 arasında) da kümelenmeler olabileceğini savunan sınıflandırma yaklaşımıdır.

[2] Ethem Gürer’in 20.11.2017 tarihli “Journey of Making Culture” semineri ders notlarından alınmıştır.

REFERANSLAR:

Bowker, G., Star, S. (2000) Sorting Things Out: Classification and Its Consequences, MIT Press, London

Tonta, Y. (2012) Bilgi Sınıflama, Bilgi Düzenleme ve Bilgi Erişim, Hacettepe Üniversitesi, Ankara

Vural, M. (2002) “Düşünce Tarihinde Mantık: Aristoteles Mantığından Bulanık Mantığa”. Kutadgubilig,     2: 179-180

Bu metin, İTÜ Mimari Tasarım Yüksek Lisans Programı 2017-2018 Güz Yarıyılında Dr. Meltem Aksoy & Doç. Dr. Nurbin Paker tarafından yürütülen MTS 537 Mimari Tasarım Süreçleri ve Etkileşimleri dersi bağlamında 20 Kasım 2017 tarihinde “Dr. Ethem Gürer” tarafından “Journey of Making Culture” ismiyle verilen seminerin çağrışımlarına dayanılarak üretilmiştir.