İnteraktif Tiyatro Oyunlarında Mekân-Seyirci Etkileşimi’nin Augusto Boal Tiyatrosu Üzerinden Araştırılması

En basit hali ile interaktif anlatı karakter ve aksiyonlarının, izleyici tarafından müdahaleye uğrayabilecek, seçilebilecek veya olay örgüsü düzenlenebilecek bir temsilidir.

Tiyatroyu hayatı değiştirmenin bir aracı olarak gören Augusto Boal, seyircileri edilgen konumda oyuncuları izlemekle yetinmeyen etkin katılımcılar haline getirmeyi hedefler. Yani eylemde bulunma iradesini pasif konumdaki seyirciye devredeceği alternatif bir yola girer ve Forum Tiyatrosu, Görünmez Tiyatro, İmge Tiyatrosu, Yaşama Tiyatrosu gibi isimler verdiği farklı tiyatro teknikleri deneyerek interaktifliğe imkan verecek ortamı sağlamaya çalışır. İnteraktivitenin amacı izleyicide temsil ve dönüşüm oluşturup, izleyiciyi anlatının oluşturulması ve hikayenin yazılmasına yazarın kendisi ile birlikte ortak etmektir. Bu yolla seyircileri seyirci-oyuncu olmaya kışkırtan, yanıtlar bulmalarını ve yanıtları sahne üstünde eylem haline getirmelerini teşvik eder. Augusto Boal bazı oyunları, oyuncu oldukları anlaşılmayacak oyuncular ile kamusal alanda ve halkın müdahalesine açık şekilde sergilenmek üzere kurgularken bazı oyunlarını ise klasik sahneleme teknikleriyle sunduğu halde seyircileri oyuna dahil eder. Oyunlarında sıklıkla farklı oturma düzenleri dener, kimi zaman dairesel izlek oluşturabilecek sahneleri tercih eder, bazen de sokağın ortasında veya bir fabrikanın bahçesi gibi yerlerde kurmacalarını sergiler.

Bu çalışmada ise sahne mekânı tasarımının, interaktif oyunlardaki seyirci katılımına olan etkisinin Augusto Boal oyunlarındaki sahneleme teknikleri üzerinden açığa çıkarılması hedeflenmektedir.

Advertisements

Mimarlık ve Ütopya

 

İnsanlık, varoluşundan beri içinde bulunduğu zaman ve durumla ilgili duyduğu rahatsızlık ve bunlara çözüm olarak ürettiği fikirlerle düşünsel anlamda gelişmektedir. İdeal toplum ve düzen bu rahatsızlıktan ortaya çıkmış ve insanoğlunu teknolojik gelişmelerin de getirdiği esinle ‘ütopya’ ya kadar getirmiştir.

Mimarlık, tüm ütopya ve karşı ütopyalarda kaçınılmaz olarak vurgulanan bir sanat dalıdır. Her ütopya, toplumsal olduğu kadar mimari de bir tasarımdır. Ütopyalar, mimari üretimin durgunluk yaşadığı, mimarinin kendi sorunlarını çözmekte yetersiz kaldığı dönemlerde önemli bir rol oynamış ve bu bağlamda, mimari üretime canlılık getirmiştir.

erkan-aybar-mind-map

zihinsel haritalama süreçlerinde alternatif gerçeklik ve mimari temsil etkileşimi

Bu çalışmanın amacı, son 70 yılda gelişerek günlük hayata ve kent yaşamına adapte olan alternatif gerçeklik teknolojilerinin sağladığı; özgürce erişilebilen, materyal olmayan bilgi katmanının, kendisini kullanan öznelerin mekan algısına etkilerini; özellikle mekansal ve semantik bellek bağlamında inceleyerek, zihin haritalarının dönüşümünü kavramaktır.

Bu teknolojilerin zaman içerisinde bireyleri, mekanı üç boyutlu fiziksel elemanlar olarak ayrıştırmak  yerine, görsel ve semantik bilgi kodları üzerinden ayrıştırmaya  yönlendirdiği gözlenmektedir.

Flanerie kavramı üzerinden kurgulanacak bu araştırma konu olarak bahsedilen ayrıştırma yöntemlerinin, zaman içerisinde temsil’i bir fikir ve strüktür arakesiti olmaktan çıkarıp, strüktürü bir fikir ve temsil arakesiti’ne dönüştürmesinin izlerini kent ölçeğinde sürmeyi hedefler.

biliş haritası altlık kaynak: www.pixcooler.com
Metaforik mekansal haritalama sürecinde veri kaynaklarının ve veri türlerinin zaman içinde parçalanması/dönüşmesi

VERİMLİ ve ÜRETKEN BİR DİYALOĞUN ARACISI OLARAK MİMARİ ÇİZİM

A drawing should be an investigative device, a voyage of discovery,

a series of glances into the future.

— Peter Cook*

 

Mimari tasarım, diğer birçok disiplin gibi içerisinde iletişim unsurunu, görünür ya da örtük bir biçimde barındırmaktadır. Çeşitli arka planlardan aktörlerin tasarım sürecine dâhil olduğu mimari tasarım süreçlerinde; kitle, gruplar ve de bireylerin katılımı ile mimarlıkta iletişim bağlamında bir tartışma zemini oluşurken, sürecin yürütüldüğü bir ortam olarak mimari temsillerden söz edilebilir.

Çalışma kapsamında, konvansiyonel bir araç olan mimari çizimlerin; verimli ve üretken bir iletişim aracı olarak mekânın üretiminde nasıl kullanılabileceği tartışılacaktır. İletişim kuramıyla çizimdeki gelişim süreçlerinin koşutluğu varsayımındaki araştırma, çizimin katılımcılar arası diyalogdaki aracılık işlevini sorgulayacaktır. Mevcut ve güncel örneklerin etki değerlerinin ölçülmesine yönelik bir yöntem önerisi, incelemenin katkısı olarak amaçlanmaktadır.

concept map of term paper tse
Mekan Üretimi Diyaloğunun Aracısı olarak Mimari Çizim 

 

 

*:Spiller, N. (2013). “Drawing Architecture”. Dergi, Architectural Design, Eylül-Ekim 2013, Sayı 5, s.3. ISBN 978-1118-418796

Hayatboyu Duran Konumun Mekânı vs. Süren Konumsallığın Mekânsallığı

hayatboyu

Bu çalışma, inceleme alanını mimarlık – sinema arakesitinde kurgulayarak mimari tasarım pratiklerindeki mekân – mekânsal [1], konum – konumsal [2] meselelerine dair bir tür anlama ve açığa çıkarma analizi ortaya koymayı amaçlar. Seçilen bir filmin [3] çeşitli sahnelerine yönelik incelenen görüntü temsillerinde, mekânsal ve konumsal olanın deneyim aracılığıyla gelişen dinamik potansiyelleri, mekân ve konum olanın bekleyişte oluşan statik kullanımları ile karşılaştırılırlar. Bundaki niyet ise, bahse konu mimarlık kavramlarının görüntü izdüşümündeki temsil niteliklerini iki disiplinin arayüzünde gezinerek kavramaya çalışmaktır.

mekansal-graphic

[1] Mekânsal: Kullanıcın mekânı, mekânın da kullanıcıyı karşılıklı değiştirip dönüştürebildiği deneyimsel dinamiği barındıran, sağlayan boşluk.
[2] Konumsal: Düşünsel ve/veya eylemsel edimlerin devingenliği, aktif muğlaklığı anlamında kullanıyoruz. Sözgelimi otobüste seyahat eden bireyin konumu oturduğu koltuk, konumsalı ise yolda olması veya o an düşündüğü geçmişteki bir anısıdır.
[3] Hayatboyu (Lifelong, 2013). Yön: Aslı Özge.

yer, tasarım ve sinematografik yüzeyler

 

“fotoğraf hakikattir, sinema saniyede yirmidört kere hakikattir.”[1]

Sinema gibi ifade düzlemini imgelerle harekete geçiren bir ortam için, mekân tartışmalarının barındırdığı önemi belirtmeye girişmek, daha en baştan naifliktir: zira sinematografik anlatı, tarihi boyunca, sıkı mekânsal kurgularla el ele yürümüştür. Herkes bilir, çoğu filmde sahneler, en önemsiz görünen detaylarına kadar tasarlanır, mekân ve kapsadığı hareketlerin tümü, belirli bir ifade bütünlüğü içinde, kameranın mutlak hâkimiyeti altında kompoze edilir.

Belirtmeli ki, “İfade bütünlüğü” meselesi, yaratıcı edimlerde her zaman kritiktir. İfadenin arkaik düzenlemelerinin; içerikle gerilimli bir ilişkisi vardır. [2]

Bu yüzden, belki de, meseleyi tersine çevirenlere dikkatle bakmalı. Sinematografisini kurmaya çabalarken, yolu topolojik ilişkilerle kesişenlerin, mimarlığa söyleyebileceği bir takım sözler muhakkak bulunur. Zira mimari tasarım da, otonom ifade kalıplarından dışarı sarktıkça, başka ifade alanlarını eşeledikçe, verimli mecralara yelken açacaktır.

[1] İlgili okura bir soru: Bu vecize, Godard’ın fotoğrafa olan safça inancını mı, yoksa filmlerindeki başka bir arzuyu mu cisimleştirir? https://www.youtube.com/watch?v=0R7R0JHvvgo
[2] Benzer tartışmalara sıklıkla rastlamak, ziyadesiyle çoğaltmak mümkün: ilk elden, Deleuze ve Guattari Kafka üzerinden yenilikçi bir edebiyatı tartışmaya girişirken şöyle cümleleri sıklıkla kurar: “Anlatım, biçimleri kırmalı, yeni kopuşları ve dal budak sarmaları belirtmelidir.” (1993, Kafka: Minör bir Edebiyat İçin, çev. Uçkan ve Ergüden, YKY, s. 43)